Sporcuların başarısı fiziksel özellikler kadar genlerde gizli

Tıbbi biyoloji ve genetik uzmanı Prof. Dr. Korkut Ulucan, kişilerin genetik olarak farklı spor dallarına daha yatkın olabileceklerini ifade ederek, dayanıklılığı yüksek bir kişiye patlayıcı güç gerektiren sporlarda iyi antrenman yaptırılması halinde gelişim yüzdesinin daha yavaş olacağını söyledi.

Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde Dekan Yardımcılığı görevinde de bulunan Prof. Dr. Ulucan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sporun bir iş, sporculuğun da aslında bir meslek grubu olduğunu söyledi.

Sporcuları müsabakaya hazırlamak, onları en optimal fiziksel koşullarda müsabakada olmalarını sağlamaya çalıştıklarına dikkati çeken Prof. Dr. Ulucan, kas yapısı, enerji metabolizması, oksijen kapasitesi, dolaşım sisteminin antrenmana adaptasyonu, sakatlanma riski ve motor öğrenme becerileri gibi araştırmaları içeren spor genetiği çalışmalarıyla birçok takımda başarı elde ettiklerini anlattı.

Prof. Dr. Ulucan, bunların aslında işin doğasında ve sistemin başında olması gerektiği dile getirerek, “Bizler de elimizden geldiğince kulüplerimize, federasyonlarımıza, bireysel sporculara bunları anlatmaya çalışıyoruz. Sadece atletik performans, sakatlık engelleme değil. Beslenmeyi de geçtim, mental olarak da neden sporcular konsantrasyon kaybı yaşıyor, neden taraftar veya teknik direktörü bir anda çıkıştığı zaman oyuncu müsabakadan kopuyor? İşte, biz bütün bunların genetik araştırmasını yapıp günümüzde elde ettiğimiz bilgiler doğrultusunda hocasına veya sporcuya gerekli desteği sağlayabiliyoruz.” diye konuştu.

Bugüne kadar yaklaşık 200 kadar genin spor performansına etki ettiğine dair araştırmalar olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ulucan, laboratuvarda bu gen analizleriyle sporcuların ne tip fiziksel koşullara dayanıklı ve yatkın olduğunu belirleyebildiklerini bildirdi.

Prof. Dr. Ulucan, dayanıklılık metabolizması varsa bunu ne kadar sürdürebilir? sorusuna da cevap aradıklarının altını çizerek, oksijeni kullanmaktaki verim veya oluşan karbondioksitin hücrenin dışına daha verimli atılabilmesi gibi birçok parametrenin genlerin kontrolündeki metabolizmanın düzenlediği hücresel olaylar olduğuna işaret etti.

Bazı insanların daha fazla patlayıcı kuvvete sahip, bazılarının daha fazla dayanıklı olduğunu belirten Ulucan, “Örneğin sizde dayanıklılık yapısı varsa ben size patlayıcı güç gerektiren sporlarda ne kadar iyi antrenman yaptırırsam yaptırayım gelişim yüzdeniz biraz daha yavaş olacaktır. Sizin bu tip egzersize göre yönlendirilmeniz gerek. Antrenman programınızın buna göre oluşturulması lazım.” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Ulucan, dünyada son 5-6 yılda çok bu alanlarda çok fazla çalışma ve araştırma olduğunu vurgulayarak, Türkiye’de de bu konuda çok iyi bir noktada olduklarını dile getirdi.

Türk sporcularının heterojen yapıda olduklarına işaret eden Ulucan, bilimsel metotları sporun içine daha fazla sokmak gerektiğini söyledi.

Genetikle beraber fizyoloji, biyokimya ile bütün temel bilimlerin buna hizmet ettiğini anlatan Ulucan, “Bizim isteğimiz ekiplerin içinde spor genetikçisi olması. Zaten diyetisyeni, spor psikoloğu artık var, bunlar çok güzel ama genetik, biyokimya, fizyoloji üçgeninin de çok iyi oturması lazım. Ancak biz böyle sürdürülebilir ve hayal ettiğimiz başarılara ulaşabiliriz.” değerlendirmesini yaptı.

Prof. Dr. Ulucan, sporcunun istediği sporu veya egzersizi yapması ancak genetik açıdan kendisine uygun bireysel antrenman programlarını takip etmesi tavsiyesinde bulundu.

Spor başarısından davranışlara kadar birçok unsur genlerin etkisi altında

Prof. Dr. Ulucan, spor branşlarındaki potansiyelin yanı sıra halk arasında eda ve tavır diye adlandırılan birçok hareketin altında, davranışların oluşmasında, bunların düzenlenmesinde ve ilerlemesinde genetik ile ona destek veren epigenetik faktörlerin olduğunu kaydetti.

Genetik miras ve epigenetik faktörlere değinen Prof. Dr. Ulucan, “Davranışlarımızın oluşmasında, sürdürülebilmesinde, geliştirilebilmesinde genetik faktörler çok çok önemli ama bunların içinde bulunduğumuz durumla yoğrulması, işte biz buna epigenetik diyoruz. Bunlar özellikle bizim davranışlarımızın geleceği üst ve alt limitleri belirliyor.” diye konuştu.

Gen ifadesini etkileyen kimyasal değişiklikler olarak adlandırılan epigenetiğin sonraki nesillere aktarılabildiğini söyleyen Prof. Dr. Ulucan, şöyle devam etti:

“Özellikle bizim davranışlarımızın asıl merkezi olan merkezi sinir sisteminde yani beynimizde bazı nörotransmitter adını verdiğimiz kimyasallar vardır ve bu kimyasalların düzenlenmesi, miktarlarının belirlenmesi, etkilerinin gözükmesi, etkilerinin bir sinir hücresinden diğerine aktarımı gibi birçok olay hep genlerimizin kontrolünde gerçekleşiyor. Bizler bu analizleri yaparak aslında bireylerle ilgili olarak hangi tür durumlara yatkınlıkları var, bunları belirleyebiliyoruz.”

“Yaşlılıkla alakalı çalışmalarda genler bir şekilde bize bilgiler veriyor”

Prof. Dr. Ulucan, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu şikayetine sahip bir kişide analizler yaptıklarını belirterek, hem yatkınlık hem de bu durumun tedavisinde hangi ilacın, hangi dozda alınabileceğini saptayabilmek adına genetik analizlerde bulunduklarını dile getirdi.

Kişinin hangi besin grubunu daha iyi metabolize edebildiği veya hangi besin grubunun kendisinde toksik etki yapabildiğini saptadıklarına dikkati çeken Prof. Dr. Ulucan, “Yaşlılıkla alakalı çalışmalarda genler bir şekilde bize bilgiler veriyor. Bizim yapmamız gereken onlara en uygun koşulları sağlamak. Hücrelerimizi ne kadar az yorarsak her şey bizim için o kadar iyi olur. Hücreyi az yormak için de genetik yapımıza göre beslenmemizi programlamamız lazım. Genetik yapımıza göre egzersizimizi yapmamız lazım ki ona en güzel cevabı verebilelim.” diye konuştu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir